Bugun...
SON DAKİKA


Reyhan Pütün

facebook-paylas
Gelenek ve Modernite
Tarih: 20-05-2021 19:18:00 Güncelleme: 20-05-2021 19:18:00


Başımıza ne geldiyse bu yarılmadan ileri geldiğini irdelediğimiz “Gelenek ve Modernite” başlıklı konu hakkında benim ve kendi düşüncelerini aktaran dostlarımın yazdıklarını paylaştığım yazı dizisinin dördüncüsüne ve sonuncusuna geldik. Önce geleneğin tanımını yapmak gerekir diye düşünüyorum. Gelenek geçmişteki değerlerin değişerek devam etmesine deniyor. Burada “değişim” sözcüğü çok önemli. Değişim olmazsa gelenek de olmuyor ve sürdürülemiyor. Ahmet Hamdi Tanpınar konunun en yetkin insanlarından biri olarak bunu şu cümleyle ifade ediyor: “Değişerek devam edecek, devam ederek değişecek”. Modernlik ise 18. Yüzyıl Aydınlanmasının bir ürünü. Aydınlanmanın arka planında da 16. Yüzyıl geç Rönesans Hümanizmasının etkisi (Erasmus, Shakespeare, Montaigne, Cervantes) ile 17. Yüzyıl Bilimsel Devrimi (Galileo, Kepler, Newton) vardır. Cumhuriyet aydınlanmasının arka planında 17. Yüzyıl “Bilimsel Devrimi” bulunur. Onun için M. Kemal “Hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir” demiştir. 1940’larda ise II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve H. Ali Yücel aydınlanmayı sadece bilimsel temelli “pozitivist” tavırla ele almanın eksik kalacağını öngörerek, bu arka plana 16. Yüzyıl geç “Rönesans Hümanizması” da eklemiş, tüm klasiklerin çevirisi yapılarak daha evvel öncül konumda bulunan bilimsel devrimler temelli aydınlanma hümanizma özlü edebiyat ile zenginleştirilmiştir.

Ancak gerek 16. Yüzyıl geç Rönesans Hümanizmasının gerekse 17. Yüzyıl Bilimsel Devriminin Avrupa’da sosyal ve ekonomik bir arka planı, bir geçmişi mevcuttu. Bizde ne yazık ki böyle bir şey söz konusu değildi. Biz Batıdan bu verileri Avrupa’daki gibi sivil toplumdan devlete yani aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya sahiplenmek zorunda kaldık ve yeterince temellendiremedik. Böylece kurucu kadroların ve bürokratların öncülüğünde halka indirgemek istedik ancak pek de başarılı olduğumuz söylenemez. Sadece devletin aydınlanma düşüncesini benimsemesi yaygınlaşmasına yeterli olamadı. Aydınlanma düşüncesi ülkede bir türlü kökleşemedi. Hilmi Yavuz sorunu “aidiyet” ve “mensubiyet” olarak görmektedir. “Biz Batıya aidiyet beslemiyorduk ancak mensubiyet gösterdik” diyor. Hiç tanımadığın bir kültüre aidiyet göstermenin zorluğunu aşmak güç olsa gerek. Tanpınar’da “Huzur” adlı romanında bu “iki arada bir derede” kalmışlığı anlatır. İngiliz toplumbilimci Anthony Giddens, “modern toplumların en moderninde bile geleneğin varlığını sürdürdüğünü” söylüyor. Çözüm ikisini birlikte yaşamakta, ötekini dışta bırakmayı terk etmek lazım. Özellikle kamusal alanda gelenek ve modernlik birlikte yaşamalı. Özel alanda herkes kendi özel yaşamını özgürce sürdürmeli. Modernleşme yerine modernleştirme, muhafazakarlaşma yerine muhafazakarlaştırma ön plana çıkmamalı. “Ötekileştirme” insanlığın uygarlık düzeyini ve geleceğini belirleyecek en önemli unsur olmaya devam ediyor hala…





YAZARIN DİĞER YAZILARI

TÜRKİYE ERKEN SEÇİME GİTMELİ Mİ?


GAZETEMİZ

YAZARLAR
nöbetçi eczaneler
HABER ARŞİVİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter
YUKARI