Herkesin bir hayali var.

Sizin hayaliniz de ilinizin en büyük inşaat firmasında mühendis olarak çalışmak olsun. Çok istiyorsunuz. Üçüncü sınıfta staj yapma şansını elde ediyorsunuz ve her şey çok güzel gidiyor. Artık okulun son senesindesiniz. Mühendis olmak üzereyken, bu kez okuduğunuz İstanbul’daki bir şirketten iş teklifi aldınız. Yüksek maaş, üç ayda bir ikramiye, özel sağlık sigortası, kariyer imkânları...

İşte büyük sınav. Bir yanda lise yıllarından beri hayali kurulan bir şirket, öbür tarafta maddi anlamda harika bir iş teklifi. Şimdi ne olacak?

Bu yeni iş teklifini kabul etmek bana ne kazandırır? diyorsunuz.

Daha fazla saygınlık, kariyer imkânı, büyükşehirde yaşamak, daha fazla maaş...

Peki ne kaybettirir?

Yıllardır hayalini kurduğu firmada çalışamamak, ailesinden uzakta yaşamak, iline katkıda bulunamamak.

Hangisi daha önemli?

İşte burada işin içerisine insani değerler giriyor. Eğer kişi maneviyata, maddiyattan daha fazla değer veriyorsa muhtemelen yeni teklifi kabul etmeyecektir. Ama ahlaki değerleri henüz tam olarak oturmamışsa, o zaman büyük bir bocalama geçirecektir.

Peki bu yeni işi seçerse, kendine karşı olan saygısı ne olacak? Bir daha kendine güvenebilecek mi?