Murat KAHYAOĞLU.
İşte okurlara bir eğitimci portresi ki özellikle eğitimci/öğretmenlik yılları savaşımlarla geçer. Evet, doğup yetiştiği ve ilk hizmetlerini verdiği yer Karadeniz illeridir. Ne ki kendisi, kendini 60 yılı aşkın süredir “doğuştan Eskişehirli” gibi hisseder… Başlayalım öyleyse!..
--------------------
-Hikayemizin özeti bu kadar!..
Bakalım söyleşimizden aldığımız notlar ve de “Öğretmen Örgütlenmesinde Eskişehir Örneği” adlı kitabından yaptığımız alıntıları, görseller ve 900-1000 sözcükle sayfamıza nasıl sığdıracağız!
–Takdir edersiniz gerçekten büyük mesele
İşimiz bu, çaresiz elimizden gelen çabayı göstereceğiz!..
Yazımızın içinde kendisini anarken, siyasette ulaştığı kariyere saygıdan dolayı kimi yerde “Sayın Kahyaoğlu” bazı bazı da “Murat Hoca” olarak söz edeceğiz. Öyle ya, her ikisi de kendisine yakışır saygın sıfatlar…
Bir takımlık karma aile!..
Söyleşimizin bir yerinde İlkokuldan sonra seçtiği eğitim kurumundan söz ederken “Sanırım babam bir boğazdan kurtulduğu için sevinmiştir” deyince sormuştum;
-Kaç kişiydi aileniz?
Biliyorsunuz söyleşilerimde formatımız gereği ana-babaya ilaveten kardeşlerini, isimlerini de sorar, bir-iki satırla onları da sıkıştırıveririm satır aralarına… Murat Hoca’nın yanıtı karşısında şaşırdım;
“-Bir ana-babadan altısı kız, beşi erkek 11 kardeşiz!..”
Bu nedenle vaz geçtim kardeşlerin isimlerini sormaktan. Sanırım, bir çırpıda kendisi de sayamazdı isimleri! Bu nedenle çocukların var oluş nedeni, Babasını ve annesini anmakla yetinelim:
-Tahsildar ve polis Hüseyin efendi, ev kadını Rahmiye hanım…
Unutmadan son kardeş kız ve adı, “Yeter”! İşte bu nedenle aklıma geldi, “Kadın-erkek 11 kişilik karma futbol takımı” ara başlığı
***
Murat Hocamız, ilkokula Trabzon’da başlıyor, baba mesleğinden ötürü Edremit’te bitiriyor. Ortaokul ise Rize’de tamamlanıyor. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi “başarılı öğrencidir” kendisi. Bu nedenle de lise eğitimini nerede yapacağı kararını da ortaokuldaki öğretmenler veriyor;
-Yatılı Trabzon Öğretmen Okulu…
Tekrara gerek yok. Burası da başarıyla tamamlanıyor, ilkokul öğretmenliği yılları başlıyor.
Unutmadan, Murat Hoca doğum tarihini “saklamadan” açıklıyor: 5 Mart 1934!..
-Ana yaşını siz buluverin artık!..
Sürgünden sürgüne öğretmenlik!..
Bu ara başlığı erken attım galiba!.. Ama olsun, daha sonraki satırlarda örgütçü ve siyaset mücadelesi var nasılsa!.. Önce ilkokul öğretmenliğini özetleyelim:
Önce Rize’nin bir köyünde sınıf öğretmenidir. Burada 3 yıl çalıştıktan sonra Rize merkezde de iki yılı geçiyor. Araya 18 aylık askerliği de sıkıştırıveriyor. Bir üç yıl daha sürtüyor öğretmenlik Karadeniz civarında. Sonrası;
-Yeniden iki yıl daha öğrencilik!..
Öğrencilik, Gazi Eğitim Enstitüsün Pedagoji bölümünü bitirmesiyle tamamlanıyor. Artık kendisi bir nevi “sınıf atlamış” olmakta ki, öğretmen okullarında “meslek dersleri öğretmeni” olarak devam edecektir kariyerine.
Hoca anlatırken “pedagoji” kavramını atlamış olmalıyım ki, “Meslek Dersleri Öğretmenliği” duyunca şaşırmıştım. Sonradan eğitimde pedagojik formasyonun önemini anlamıştım. Kısaca;
Çocuklara özellikle, bildiğini aktarmanın bilimsel yöntemlerini irdeleyen, geliştiren bilim dalıdır dersem yeterlidir sanırım;
-Öğretmenliğin olmazsa olmasıdır vesselam!..
***
İşte Murat Hoca da öğretmenliğinin ikinci evresini, hep geleceğin öğretmenlerini yetiştirecek öğretmen okullarında geçirecektir.
-Öğretmenliğin ne demek olduğunu öğreterek…
İşte onlardan birkaçı;
Kastamonu Gölköy Öğretmen okulu ve Perşembe öğretmen okulu ve
-1963’den sonra Süleyman Çakır Kız Öğretmen Okulu…
Bademlik sırtlarında, sonradan Osmangazi Üniversitesine devredilen yapılardaki öğretmen adayı kız çocuklarımızı katkıda bulunarak. Oradaki ilk yıllarını anlatırken “Perşembeden gelen ekiple kurduk Süleyman Çakır Kız Öğretmen Okulu’nu “ diyor Murat Hoca ve ekliyor;
“-Rahmetli eşim Firdevs ile orada tanışıp evlenmiştik”
Tanıdığım, sevdiğim bir eğitici idi Firdevs Hoca hanım!..
TÖS, TÖB-DER yılları.
Artık “sayın” sıfatını kullanmaya başlayabiliriz.
Yukarda işaret ettiğimiz gibi ilimize geliş tarihi 1963. Öyleyse 60 yılı aşkın süredir hemşehrimiz Sayın Kahyaoğlu. Kız öğretmen okulunda göreve başladığının iki yıl sonrası, 1965’de öğretmenlere sendikalaşma hakkı veren kanun yasalaşır, Fakir Baykurt başkanlığında Ankara’da TÖS Kurulur. Açılımı:
-Türkiye Öğretmenler Sendikası!..
“Kent Belleğine” atıfta bulunmak üzere, gururla söylemeliyim ki TÖS’ün ilk şubesi de Eskişehir’de faaliyete geçer:
-İlk şubenin ilk başkanı da Murat Kahyaoğlu’dur.
Şubenin ilk kuruluş kongresini yöneten de arkadaşımız Rüştü Bozkurt idi.
Aynı zamanda sendikal haklarını almak amaçlı yapılan ilk “öğretmen boykotunun” gerçekleştirildiği il de bizim burası olacaktır!..
Ne çok haberler yapmıştık öğretmen boykotu ve bizzat izlediğim öğretmen yürüyüşleri üzerine. Belki yeri geldiğinde kuruluşa emek veren o tarihi günleri yaratıcısı öğretmenlerimizi de anarım. Ama İlk yönetim kurulu üyelerini hatırlatmalıyım;
-Murat Kahyaoğlu (Başkan), Kemal Kesdal (İkinci Başkan), Necati Uçrak (Sekreter), Mehmet Er (Sayman). Üyeler: Şahin Gündoğan, Arif Öztürk ve Suna Kurşungöz.
Sürgünlerden Parlamentoya.
Murat Bey’le hangi sohbet ortamında olunursa olunsun, dönüp dolaşıp sözü mutlaka “örgütlenmenin önemine” getirir. Öyle anlaşılıyor ki bu deneyimi TÖS örgütlenmesinde yaşayarak benimsemiş olmalı.
Ne var ki, o yıllarda bu türden “sakıncalı faaliyetlerde” bulunan öğretmenlere verilecek ceza “kaçınılmaz ceza sürgün” olacaktır. Dolayısıyla Sürgüne hedef olmak O’nun için de kaçınılmazdır!..
İlk “ceza” 14 Eylül 1970’de Giresun Kız Öğretmen Okulu’na gönderilmesiyle gerçekleşir!.. Kendi ifadesiyle “Şölen gibi bir uğurlanmadır” bu.
Şölen gibi uğurlanmanın gazetelerde (ağlaşan kız öğrencilerin fotoğrafları eşliğinde) haberleştirildiğini dün gibi hatırlarım. Duygusal yorum ise, zamanın CHP Gençlik Kollarından sevgili Nevzat Erol’a düşecektir. (Portreler Kitabı)
Murat öğretmen mücadelecidir, ilk sürgün için Danıştay’dan “Yürütmeyi durdurma kararı” alınır. Ancak uygulama yasal değildir;
-Eskişehir yerine Kütahya Öğretmen Okulu’na!..
Nihayet Eskişehir!.. Bunu da kendi “mücadele kitabından” okuyalım:
“Yasal yaptırımlara fazla direnemeyen MEB, nihayet 15 Eylül 1971’DE Eskişehir öğretmen okuluna atamamı yaptı. Öğrencilerime ve çok sevdiğim Eskişehir’e kavuşabilmiştim.”
Bu kavuşma da uzun sürmeyecektir. 9 Ay 5 gün sonra bir sürgün daha:
-Uşak Merkez Ortaokulu Beden Eğitimi Öğretmeni olarak!..
***
Yazının başlığında “milletvekili sıfatını” vurgulamış. Yetmezmiş gibi “Bakalım nasıl özetler, sayfaya sığdırırız” endişesini de eklemiştim. Üstelik ara başlıklarda “sürgünlerden parlamentoya” vurgulaması da yapmıştık!.. Görüldüğü üzere;
-Beceremedik işte!..
Oysa söyleşimizin temel ağırlığı “Milletvekili mücadelesi” ve başarması olacaktı.
Yapacak fazla bi’ şey yok!. Ne diyelim onu da gün gelir;
“-Köprübaşı köşemizde tamamlarız!”