-Eskişehir öteden beri “Demiryolu Kenti” olarak anılır, bilinir...
Ancak...
Eskişehir'in öteden beri demiryolu ile bir limana bağlantısı yoktur...
***
-Eskişehir öteden beri “Karayollarının kesiştiği nokta” olarak anılır, bilinir...
Ancak...
Eskişehir'in öteden beri alternatif bir çevre yolu yoktur...
***
-Eskişehir öteden beri “Havacılık Kenti” olarak anılır bilinir...
Ancak...
Uluslararası standartlara sahip havaalanı olmasına rağmen tarifeli uçak seferleri yoktur...
***
CHP Milletvekili İbrahim Arslan'ın Ulaştırma Bakanına yönelttiği “Bizim havaalanını tarifeli uçuşlara açmayı düşünmüyor musunuz?” şeklindeki soru önergesini yazıp-çiziyor gazeteci meslektaşlarım...
“Bakandan olumlu ya da olumsuz bir cevap gelir mi?” diye de merak ediyorlar...
***
Hemen söyleyelim; cevap falan gelmez!
Gelse de bu cevap olumlu bir cevap olmaz!
Zira...
Birileri Eskişehir'in, liman bağlantısı bile olmayan “Demiryolu Kenti”, Çevre yolu bile olmayan “Karayollarının merkezi”, tarifeli uçak seferi bile olmayan “Havacılık Kenti” olarak kalmasını kafaya koymuş!
Aksi zaten abesle iştigal olur!
BUGÜN BİRŞEYLER YAPMAK LAZIM...
Ziraat Mühendisleri Oda Başkanı Selma Güder bir süredir ısrarla susuzluk tehlikesini anlatıyor...
-Eskişehir'in en önemli tarım arazilerinin bulunduğu 6 ilçesinin, Alpu, Beylikova, Çifteler, Mihalıççık, Mahmudiye ce Sivrihisar'ın ciddi kuraklık tehlikesi altında olduğunu söylüyor.
***
-Eskişehir'in Konya'dan sonra susuzluk tehlikesi altında olan ikinci şehir olduğunu belirtiyor.
***
-Bazı barajlarda su seviyesinin yağışlara rağmen sıfır civarında olduğunu ifade ediyor.
***
-”Ekimler 2-3 hafta gecikti. Sulamada büyük risk var” diyor.
***
-Çiftçinin ne ekeceğini bilemez hale geldiğini, ekim takviminin değiştiğini söylüyor.
***
Sonuç olarak da, düne kadar kapıya dayanan kuraklığın artık kapının içinde olduğuna işaret ediyor.
***
Söyledikleri karşısında geceleri uykuların kaçması gerekiyor ama sadece okunup geçiliyor.
İşaret ettiği tehlike ile yüz yüze gelindiğinde belki “Kadıncağız haklıymış” denilecek ama bunun, bunu söyleyenlere de bir faydası olmayacak...
Bugünden bir şeylerin yapılması gerekiyor!
MARKA DEĞERİ VE BOYKOT ÜZERİNE...
Bir firmanın, kazanç oranının yüksekliği ya da müşteri sayısının çok fazla olması elbette önemlidir.
Ancak...
Firmalar için daha da önemli olan unsur, firmaların sahip olduğu marka değeridir...
***
Markanın global hale gelebilmesi, tüketim alışkanlıklarına yönelik olarak hedef kitle olarak belirlediği kitleye ürünlerini satabilmesiyle mümkündür.
***
Bu markaların hitap ettiği kitle, genellikle orta sınıftan oluşan, daha eğitimli, seküler ve sola yakın insanların oluşturduğu kitledir.
***
İşte: boykotun yol açtığı endişe en çok bu markaları endişelendirir.
Zira, bu tür markaların özellikle hedef kitlesi olan bir kesim tarafından boykot edilmesi, marka değerinin düşmesi adına büyük bir tehlike oluşturur.
***
İdeolojik bakış açısının yarattığı reflekse ve karşı tepki gösterme adına, boykot edilen markalara destek olmak amacıyla yapılan alışveriş gösterilerinin o markaya o günün kazancı dışında bir faydası olmaz.
***
Zira...
Kahveciye gidip boş bardaklarla kahve içiyormuş gibi yapan ya da kitapçıda toplu olarak aynı kitapları satın almak suretiyle karşı tepki gösterisinde bulunan kesimin, her şey unutulduğunda, o firmalara bir daha gelmeyeceğini, firmanın sahipleri de bilir...
Hatta...
Firma sahipleri hedef kitlesinin dışında olan bu kitleyi iş yerlerinde müşteri olarak görmeyi çok da tercih etmez...
Çünkü...
Müşteri profili firmanın itibarı ve kalite seviyesi ile marka değerini de belirleyen önemli bir unsurdur...
***
Sonuç olarak...
Müşteri bir şeklide olur, para da bir şekilde kazanılır.
Fakat...
Hitap ettiği müşteri kitlesinin kaybolması, kalitesini ve marka değerini yitirmesine yol açar.
***
Bunun en somut örneği, çevreye duyarlı ve geleceğin teknolojisi ile üretilen ve sadece belli oranda gelir sahibi olan hedef kitlesine satış yapan ünlü otomobil firmasıdır...
***
Firma sahibinin faşizan söylemlerde bulunması üzerine, özellikle Avrupa'da boykota uğraması ve ürettiği otomobillerin satın alınmamaya başlanmasıyla, firmanın marka değeri bir anda yüzde 30 değer kaybetmiştir.